CANIMSIN BENİM
Düşünce gönlüme kordan bir alev
Ruhlara dayanılmaz bir ıstırap gelir
Sen sonu kıvrımlara varan bir yolun taşısın
Güneş billur billur bakar sana
Hitam olmuş tüm başlangıçlar bana
Hak eden sen misin? Ki bu hayatı devam edersin
Kalbimden bir Boğaziçi akşamı geçer
Yüreğim yalnızlığa hep boyun eğer
Bütün hayatların bir noktasında hep ünlemler var artık
Takılıp kalmışız bir noktasında hayatın
Uykuya yatarken yıldızlarla birlikte
Gecenin efkarı hala üzerimde
Tüm feryatlar dökülüyor şimdi bembeyaz kağıtlara
Hayat gazelleşmiş yaprak yaprak dökülüyor üzerime
Rüyalarıma meleklerin hayali geldi
Bir hayat yetmedi mi? Gözü doymazlar gibi
Sen değilsin bu şiirin baş kahramanı
Kahramanı yada ilhamı
Es artık rüzgar yüreğime neye yarar
Yağ yağmur hırçınca bedenime neye zarar
Yoksulluğun güneşe gülümsemesi gibi
Tüm gençlik ormanları kül oldu gözümde
Ne bir ses ne bir nefes
Kalbimde sonbahardan kalma yapraklar var
Ve hayat
Rüzgarın avuçlarından uçurması gibi
Geriye kalan sadece iki cümle:
Eylüldü bir düştü
Gençliğime bir ah da hayattan düştü.
————————————
GÖZLERİNDE ÇAĞ YANAR
Sen geçersin içinden yıllar susar, çağ yanar
Gözlerinde tutuşan mavi bir çerağ yanar.
Düştüğü kuyulardan çıkar gider sefaya
İz bırakır çöllerde ardından çağlar geçer.
Kölenin çığlığıyla yankılanır kolezyum
Sessiz bir seyircinin kalbini dağlar geçer
Unutulur mezarı Zeusun bir adada
Efsane yatağına görünmez ağlar geçer.
Boynu bükülür gülün; bahçe yanar, bağ yanar
Bu şehrin ebruvanı o koskoca dağ yanar.
Kusva düşer yollara tarihi görmek için
Hicrandan güvercinin saçlarına ak düşer
Kanat çırpar ayrılık Leylanın vahasına
Çölün orta yerinde mecnuna firak düşer
Başını taştan taşa vurarak giden nehir,
Bembeyaz gelinlikle denize berrak düşer
Dinamit patlar suda; avcı yanar, ağ yanar
Bir yüzüğün kaşıyla efsane otağ yanar.
Kız Tibetin suyuyla doldurur kadehini
Avcının sadağında intikam oku kalır
Sular çekilir elbet her tufanın sonunda
Zeytin dalı o kuştan yadigâr doku kalır.
Şirinin sevdasıyla erir gider koca dağ,
Küllerinin içinde yanık bir koku kalır
Nasıl ateştir böyle; hasta yanar, sağ yanar
Zemheri ayazında kalan Karabağ yanar.
Viralarla denize açılan düşler gibi
Yürüyünce zamana yıllar susar, çağ yanar
Bülbülün bir kanadı düşünce ark içine
Boynu bükülür gülün; bahçe ağlar, bağ yanar
Nil mi akıyor yoksa gözlerinde müjgânın?
Nasıl ateştir böyle; hasta kalkar, sağ yanar?
Bakma öyle ne olur taht yıkılır, tuğ yanar;
Gülme, öyle gülersen gözlerinde çağ yanar!
———————————-
AŞK YOLCUSU
Bir hazan mevsimi aniden gelip,
Gönlümde nevbahar estirdin güzel.
Manalı bakışla, aklımı çelip,
Sevda potasında erittin güzel.
Razıydım dalımda tek bir goncaya
Öbek, öbek güller açtırdın güzel.
Sönmüş küllerini saçıp havaya,
Gönül volkanımı harlattın güzel.
Sen bende saklısın, ya ben nerdeyim ?
Beni benden alıp, götürdün güzel.
Ebedi aydınlık, bir beldedeyim,
Gecemi gündüze döndürdün güzel.
Şimdi ne tarafa baksam ordasın.
Her şey senden bana bir cilve güzel.
Bülbülde, güldesin; alda, mordasın,
Halidi yaktığın kordasın güzel.
———————————-
AŞK ÖTESİ
Sevgi;
katlanmak
ilgilenmek
beslemek
cesaretle yaklaşmak
ödün
ve
özveride bulunmak
bir de paylaşmak ise eğer
ben seni sevmenin de ötesinde seviyorum o zaman!
Aşk;
yalnızlık
sensizlik
çaresizlik
yetersizlik
acizlik
tutkuya tutsak olmak
ve
bir de acı çekmek ise eğer
ben sana aşık olmaktan da öte aşığım o zaman!
Sevda;
çekmek
taşımak
aramak
bulamamak
ulaşamamak
ve
bir de karanlıkta gezmek ise eğer
sevdadan da öte, ben sana KARA SEVDALIYIM o zaman